|
Hakan Güvenç ile çıkacağı dünya turu öncesi, Marmaris Yacht Marina sponsorluğunda gerçekleştirilen, Hopa’dan İskenderun’a seyahatinin Bodrum-Turgutreis, durağında D-Marin ’de Aydede’de söyleştik.
Bizlere seyahatinin şimdiye kadar olan bölümünden kısaca söz edermisin.  Aydede’yi Marmaris’ten Hopa’ya kara yolu ile götürdükten sonra yaklaşık bir hafta içinde yeniden donattık. Hopa’da özellikle direği dikmek oldukça maceralı oldu, orada bu işleri bilen kimse yok, orası bir marina değil daha çok balıkçıların olduğu bir liman. Hazırlıklar bittikten sonra 5 Temmuz, Cumartesi günü Hopa’dan hareket ettik. Önce Arhavi sonra Poti. Poti civarında “yelkeni özlemişim iyice bir yelken yapayım” diyerek yukarı Rusya kıyılarına doğru yükseldim. Hakim rüzgar karayel olduğundan tramolalarla seyir yapıyorduk, ardından yağmur bindirirken aşağı inmeye başladım. Çıkışımdan 10-12 saat sonra Rize’ye geldim. Bu seyirde hem keyiflendik hem ıslandık hem de epeyce tokat yedik. Rize’ye girdikten sonra 4-5 gün esir kaldım, havadan dolayı. Bu seyirde “Karadeniz’de fazlaca cengaverliğe gerek olmadığını iyice öğrendim”. Rize ye girmeden, Karadeniz “ gel bakalım burası Karadeniz ne yapıyorsun diyerek 1-2 tokat aşk etti ve bunu öğretti bana” Karadeniz’in haşmetini Rize’de gördüm. Dalgalar yaklaşık 8.5 metrelik mendireği aşıyordu.Sonrasında hava durulunca yola devam ettim, en zorlu ve uzun geçişim ise şöyle oldu: Terme’ye geldim, Ordu’dan sonra Terme, orada balıkçı barınağında bir hafta havayı bekledim. Önümde Çaltı, Civa, İncir ve Bafra burunları var. Çaltı ile Civa Burnu arası eskiden Amazonların yaşadığı rivayet edilen yer ve orası milli park ilan edildiği için hiçbir yerleşim yok, daha beteri, kötü havada hiçbir sığınacak yer yok. Karadenizli deneyimli balıkçılar bile orayı havayı koklayarak geçiyorlar. Havanın sakinleştiği gün saat 14.30 civarında barınaktan çıktım. 
Çaltı ve sonrası Civa Burnu’na kadar çok keyifli bir seyir yaptım. Civa Burnu’na gece 1-2 gibi geldim. Sonrasında İncir Burnu’na kadar da sorunsuz devam ettim. İncir Burnu’na geldiğimde sabah gün ağarmaya yakın 5-6 olmuştu. Aydede’yi otopilota alıp kendime bir kahve yapmak için içeri girdim, kahveyle birlikte çıkıp yekenin başına oturduğumda, bir anda rüzgar hızı 4 knot arttı, 16 knot oldu ve bindirmeye başladı Hemen ilk camadanı vurdum. Az sonra hava 24-25 leri buldu, ikinci camadanı vurup cenoayı küçülttüm. Tam Bafra Feneri’ni döndüğümde hava 34 knot olmuştu ve dev gibi dalgalar geliyordu. Sinop’un iç kısmında Yakakent var, girmeye çalışıyorum ama dalgalar izin vermiyor. İçeri girmek için bir an da olsa dalgalara yan vermem gerekiyor ama hissediyorum ki o anda o dalgalar tekneyi döndürebilir. Devam dedim, boğuşacağız dalgalarla. Oradan İnceburun’a kadar 14 saatlik bir geçişim oldu. Ama ne geçiş Dala çıka, Aydede bazen denizaltı gibi oluyordu. İnceburun’a ulaştığımda saat 19.30 u geçmişti. Ölümle kalım arasında çok ince bir çizgiyi orada yaşadım. İnceburun’a geldiğimde Karadeniz değişti, oradan sonra poyraz hakim. Deniz bir anda sakinleşti, rüzgar 8-10 knotlara düştü. Ardından Kerempe Burnuna geldim, güzel bir poyraz ve arkadan gelerek Aydede’ye sörf yaptıran dalgalarla birlikte Ereğli’ye girdim. Ehh aç-susuz, denizle boğuştuğumuz 72 saatin sonunda düşmüş kalmışız. Sonra İstanbul ve Marmara. İstanbul çıkışı biraz sorunlu olduysa da Marmara keyifliydi. O dönemde Marmara’da çok yağış olduğu için Silivri ve Mürefte’de ikişer gün bekledim. Sonrasında Ayvalık Marina’ya geldik, marina havasına girip temizlenip paklandım, çamaşırları yıkadım. Ayvalık sonrasında benim ve Aydede için önemli bir limana girdik; Bademli. Niye önemli; Bademli benim Aydede’nin ismini koyduğum yer (ayrıntılar için ). Orada keyifli bir gece geçirdik. Bademliden ayrılır ayrılmaz rüzgar 22 knota ulaştı, sığınacak yer aradık. Maltepe Burnu’nu dönüp Denizköy’e sığındık. Orada demirde kaldım ve hayatımda ki en önemli deneyimlerden bir tanesini yaşadım. Tam 1.5 gün boyunca 37-42 knot arası rüzgarda demirde kaldım. Aşağı yukarı 60 metre kaloma verdim. Zincirde kalıyorsunuz, zincirin ucunda ufacık bir çıpa. Siz teknenin içine sığınıyorsunuz. Rüzgar bindirince Aydede’nin burnunda gıcırt gıcırt gıcırt kaloma halatının sesini duyuyorsun. O an demir bir kalksa, Aydede bir yanda sen bir yanda, kim toplarsa toplar artık. Bütün her şey o ipin, zincirin ucunda. Diyeceğim şu ki her şeyden önemlisi, çok iyi bir demir. Çıpa teknenin her şeyi. Hava dinince yola çıkıp Çeşme Marina’da bir gece kaldık sonrasında Alaçatı’da bir gece arkasından Nergis Koyu’nda 2 gün kaldım. Sonra Sığacık. Sığacıktan çıktığımda şiddetli bir sağanak başladı. Aslında hedefim Bodrumda yarışta fotoğraf çeken arkadaşlarıma (Hakan burada; Coşkun Abi(Aydın, Hasan Abi(Onuker) ve benden söz ediyor.) yetişmek. Ama Seferihisar’a girmek zorunda kaldım. Ertesi gün çıkıp Kuşadası ve Turgutreis-Bodrum’a ulaştım; D-Marin’e. D-Marin bana her zaman ev sahipliği yapan, kucak açan bir yer. Burası benim evim. Şimdiye kadar ne kadar yol yaptın, en fazla kaç knot rüzgar gördün, Aydede’nin hız göstergesi kaç knota çıktı? Toplam 1970 deniz mili yaptım. Karadeniz’i çok molalar vermek zorunda kalarak yaklaşık 45 günde geçtim, Marmara ve Ege’yi de toplam bir ayda geçtim. Aslında çok uzun bu süreler. Ama bizim amaçlarımızdan bir tanesi de çok yere girerek belgelemek ve yelkenci, denizci dostlara da bu bilgileri aktarmak olduğu için süre böyle uzadı. Yarışırcasına seyir yapmıyoruz anlayacağın. Bu arada Sailfoto aracılığıyla bir müjde vereyim. Sığacık körfezindeki "Kokar", balık çiftliklerinden temizleniyor. Oranın eski haline dönemsi bir 10 yıl alırsa da şu an oraya girmek isteyen tekneler için rahatlıkla demirleyebilecekleri yerler var artık. En fazla 44 knot rüzgar gördüm, Aydede demirde iken, seyirde ise 36 knot seyirde, gördüğün gibi iskele gurcata 2-3 santim aşağıya inmiş durumda. Marmaris’te onaracağım. Aydede yelken seyrinde 8.5 knot hızı gördü. Bir de biliyorsun boğazda yelken seyri yasak, motor ile seyrederken 9 knot hız gördük. Aydede bile 9 beygirlik motorumla nasıl yaptım bunu diye şaşırdı, boğazın akıntıları işte. Şimdiye kadar yaptığın seyirler sonrası Aydede’nin performansını nasıl değerlendiriyorsun. Aydede’de herhangi bir yenilik ya da değişiklik düşünüyormusun? Aydede’nin performansı gayet iyi. Bir sorunumuz yok. O her havada her yola gitmeye hazır. Sağı solu biraz yosunlandı ama onlarda; “hani vardır ya insanlar uzun zaman bir yerlere ulaşamadıkları zaman sakalları çıkar” işte bu sakallar. Yapılması gereken en temel şey bir rüzgar jeneratörü eklemek. Ben enerjimi tamamen güneşten alıyorum ama bulutlu-kapalı havalarda bu yeterli olmuyor. Bana göre her tekne önce rüzgar jeneratörü sonra güneş paneli takmalı. Rüzgar her zaman var ama güneş yok. Aydede’nin farklı salma yapısı, Karadeniz’de sana neler yaşattı? Aydede’nin uzun bir salması yok, altında ki 400 kgluk ağırlığı ve 8 metrelik direği ile Aydede 30 derece civarında yattığında bir kayma yapmıyor. Sancak ve iskeledeki yalpalıklar bu yatma sırasında karinadaki kısa salmalar gibi davranarak hızla ve rotasından şaşmadan, rüzgar altına düşmeden gitmesini sağlıyor. Zaten her iyi yelkenci bilir ki; iyi bir yelkenci iyi bir seyir için teknesini çok yatırmaz. Aydede 40 dereceye kadar yattı ve bir sorun yaşamadık. Daha önce aynı yolu tersinden ufacık bir botla yapmıştın, bu ikisi arasında ki farkı değerlendirir misin? Tabii ki bu çok daha konforlu. Ama çok önemli bir handikabı var. Bir botu hava patladığı an, gördüğünüz en ufak bir kumsala dahi yanaştırıp kıyıya alabilirsiniz. Sonra da çadırınıza girer, havanın sakinleşmesini beklersiniz. Ama böyle bir tekne için bir barınak bulmanız gerek. denizle iyi mücadele vermeniz lazım, onu iyi sezmeniz lazım, seyre çıkmadan önce havayı koklamanız lazım, kendi iç dünyanızda yaşattığını o melekeleri iyi analiz etmeniz lazım. Saatte 1.5 mil gittiğimi zamanlar oldu ama gidiyordum. Dışarıda kıyamet kopuyor, ve dümende sırılsıklamım ama altımda Aydede ve ulaşmak istediğim yere doğru yol alıyorum. Teknede olmanın iyi yanı bu. Botla yolculuğunu kaleme almaya başladığını biliyorum, Aydede ile olan yolculuğunu da yazacak mısın? Evet yazmaya başladım ama şimdi yapmak istediğim, ikisini birleştirip tek bir kitapta toplamak. Kitap hem bir pilot kitap olacak hem görsel yönü fazla olacak hem Türkiye kıyılarını tanıtacak. Yılbaşına kadar bunu çıkartmayı planlıyorum Kitabın en büyük özelliği, içindeki CD de, okuyucuların, kitapta okudukları yerler, limanlar, koylar ile ilgili video ve fotoğraflar olacak. Bodrumdan sonra ne kadar yolun kaldı, programın nedir? Bodrum’a gelince yolun yarısına epey aşmış oldum. Knidos’u döndükten sonra da artık Akdenize çıkıyorum. Biz bu tekneyle belli bir yarış içerisinde değiliz, tahminen 20-25 gün sonra son durak İskenderun’a çıkabiliriz. Ama deniz bu, her an sürprizlere hazır olmalı insan. Konaklamalarım seyirlerim uzayabilir. Kuş uçuşu 400-450 mil var ama koylara, limanlara uğrayacağım için yaklaşık 800 mil bir yolumuz kaldığını hesaplıyorum. Yolun sonunda toplam 2700-2800 mil yapmış olacağım. İskenderun’dan sonra tekrar Turgutreis’e döneceğiz. Mevsimleri kaçırdığımız için dünya seyahati biraz ertelendi. Proje önümüzde ki sene başlayacak. Nasip olursa 2009 un Haziran-Temmuz unda dünya seyahati için yola çıkacağız. Bu süre içinde evimi Turgutreis’e taşıyıp Aydede ve kendimin hazırlıklarına devam edeceğim. Yol boyunca ilgi nasıldı? Karadeniz enteresan bir coğrafya, özellikle orada çok ilgi gördüm. Çünkü oralarda yelkenli fazlaca görülmeyen bir tekne türü. İnsanların genelde ilk sordukları “abi bu kaç yapıyor” sorusu ve aldıkları yanıt onları hayal kırıklığına uğratıyor. Yanımdan ayrılmadan önce motoru büyütmemi önermeyen hemen hemen olmadı sanırım. Karadeniz insanının çok kuvvetli bir dostluk yapısı var. Hiç unutmuyorum Rize girişinde, Şafak Morgül ağabeyimiz, geleceğimi önceden haber aldığında şakır şakır yağmurun altında yanında oğlu bir elinde şemsiyesi diğerinde kamerası beni bekliyordu. Marmara ve Ege’de de pek yalnız kaldım diyemem, çok güzel dostluklar sohbetlerimiz oldu Böylesi bir yolculukta yalnız olmanın avantaj ve dezavantajları neydi senin için? Yalnız seyahatlerde en önemli şey; kendi iç dünyanızda ki disiplini çok iyi kurabilmeniz gerekiyor ve tabii kendinizle barışık olmanız. İkincisi önceden belirlediğiniz güvenlik sınırlarını kesinlikle aşmamanız gerekiyor. Bir başkası ile bir şeyleri paylaşmak çok güzel tabi ama bu kişinin yapısı böyle bir teknede ki böylesi bir seyahate uygun olmalı, bu da çok kolay değil en azından ben şimdiye kadar bu kişiye rastlamadım. İkinci bir kişinin handikabı ise; o kişinin yeterince denizleri, beni ve Aydede’yi tanımıyor olması olacaktır. Şiddetli bir fırtına da denizle boğuşur, Aydede’yi sakinleştirmeye çalışırken bir de teknedeki diğer insan ile uğraşmak işin içine girirse, işte bu işin içinden çıkılmaz. Yalnız seyahatte dikkat edilecek önemli şeyler var tabii. Bir yerinizi kırmayacaksınız, hasta olmayacaksınız, uykunuzu çok disiplinli uyuyacaksınız, yaşamınızı disiplin altında tutacaksınız. Hem zaten tamamen yapayalnız değilsiniz, çıktığınız limanlarda bir çok insan ile tanışıyorsunuz sohbet ediyorsunuz. Son olarak denizciliğe sponsorlar pek sıcak bakmıyor ama bu seyahatler, bu anılarla denizciliğimiz gelişecek dünya denizlerine daha çok açılacağız. Sailfoto aracılığı ile de sponsorluk yapabilecek tüm kişi ve kuruluşlara bizleri desteklemeleri çağrısını yapıyorum bir kez daha. Teşekkürler Hakan bu güzel sohbet için. Rüzgar kolayına pruvan neta olsun her daim. Saner Gülsöken Hakan Güvenç’in bu seyahatinin ayrıntıları ve fotoğrafları için; www.hakanguvencnerede.com sitesine bakabilirsiniz. |