|
Fırtına tam olarak 7 gün bizi Mazara del Vallo’da bağlıyor. Liman içinde bile zaman zaman 40 knotu aşan rüzgar, şiddetli yağmur, kapkara bulutlar bugünler içinde gördüklerimiz. İtalyan denizcilerden aldığımız ve yöresel bilgileri barındıran hava raporu sitesi gerçekten çok başarılı.
Bildiğimiz diğer sitelerle birlikte http://www.lamma.rete.toscana.it/ww3/ sitesini de takip ediyoruz, en doğru tahminler bu siteye ait. Fırsattan istifade sık sık karaya çıkıp Mazara del Vallo’yu tanıyoruz bizlerde. Günümüzde İtalyan’ın en büyük balıkçı limanı olan şehir, Fenikeliler tarafından M.Ö. 9. Yüzyılda kurulmuş. Sonra sırasıyla, Yunanlılar, Kartacalılar, Romalılar, Vandallar, Ostrogotlar, Araplar ve Bizanslılar şehire hakim olmuşlar ve son olarak 1860 yılında Giuseppe Garibaldi tarafından İtalya Krallığı’na dahil edilmiş. Değil İtalya, hemen tüm Avrupa şehirlerinde görebileceğimiz ”Eski Şehir” bölgesi, Mazara del Vallo’da da çok güzel; geniş meydanlar, harika kathedraller-kiliseler ve özgürce sigaranızı tüttürüp kahvenizi içebileceğiniz cafeler. Yüzyıllarca önce inşa edilen ve halen yaşayan binaları görünce, insan düşünmeden edemiyor; İstanbul’da, Ankara’da hızla yok edilen güzelim binalarımızı. Bir diğer açıdan baktığımızda, Mazara del Vallo tam bir göçmen kenti. Kayıtlı nüfüsün hemen yarısını özellikle Tunus ve Arap ülkelerinden gelen göçmenler oluşturuyor. Şehrin bir bölümünü ele geçiren Tunusluların temizlik anlayışından yakınıyor olsalar da Sicilyalılar gül gibi geçinip gidiyor göçmenleriyle. Bu göçmenlerin arasında bir de Türk’e rastladık. Karısıyla birlikte ikinci denemesinde Reggio Calabria’ya gelen arkadaşımız, bir kaç ülke gezdikten sonra tekrar İtalya’ya döndürülmüş ve buraya yerleştirilmiş. Bize çok fazla yardımı olan; yeni doğan bebekleri ile birlikte, oturma ve Avrupa dolaşımı izni almış bu Mardinli ve dost canlısı arkadaşımıza –ismi bizde kalsın- sailfoto aracılığı ile de çok çok selam. Karaya onu aramadan çıktığımızda fırça bile yediğimiz dostumuzun gerçekten çok yardımı oldu bizlere.
Fırtına nedeniyle bekleyişimiz, teknede ki eksiklikleri tamamlamıza ve güzel kızımıza biraz çeki düzen vermemize de olanak tanıyor. Yeni apoşlar (süngercilerin sualtında içine sünger topladıkları file torba) yapılıyor, vernikler yenileniyor, yelken donanımı elden geçiyor. Aldığımız tahminlerine uygun olarak 24 Haziran günü hava kaldı ve bizde sabah erkenden demir alıp, rotamızı Pantelleria Bank'a tutturuyoruz. Mazara el Vallo’dan çıkışımız sonrası 34 mil uzaklıkta Pantelleria Bank’a öğleden önce varıyoruz ve Aksona Mehmet ilk dalışını yapıyor. Banko denizin tam anlamıyla ortasında en yakın kara parçası olan Pantelleria Adası’na22 mil uzaklıkta, en sığ yeri 20 metre ve uçsuz bucaksız gidiyor. Rüzgar ve dalga yüksekliği fazla değil ama denizde çok akıntı var, dolayısıyla dalış için tercih edilmeyen bir durum. Deneyimli kaptanımız Aksona dalışından 25 dakika sonra koca bir apoş dolusu sünger ile dönüyor. Buluna sünger nedeniyle keyfi yerinde olsa da Aksona Mehmet, diğer dalgıçların sünger dalışı yapmalarını istemiyor. Üç dalgıç sadece deneyim kazanmak için 20 dakikalık bir süre için denize atlıyorlar. Bu arada size teknemiz Aksona Mancorna’nın banko üzerindeki durumunu özetleyim. Bölgede akıntı ve rüzgar birbiriyle keşişen doğrultularda, demir attığımız için tekne akıntı doğrultusunda duruyor ve rüzgarı dolayısıyla yaklaşık 1 metrelik dalgaları yandan alıyor; sürekli sallandığımız keyifsiz bir hal. Öğleden sonra ikinci dalışı bankonun değişik bir bölgesinde yapan Aksona Mehmet eli boş ve keyifsiz dönüyor. Güneş olanca kızıllığı ile batarken doğudan harika bir dolunay yükseliyor ve biz geceyi Pantelleria Bank’da geçirmeye karar veriyoruz. Ve başımıza bakın neler geliyor... Ege’nin Mancornaları’nın ilk sünger dalışına kadar olan yaşadıklarını Motor Boat & Yachting dergisi, Temmuz 2010 sayısında okuyabilirsiniz... |